Degisme Korkusu


Korkuları düşünür oldum son zamanlarda, olmazsa olmazını hayatlarımızın. Kimi zaman farkındalığı, kimi zaman bariyerlerini olasılıklarımızın. Kimi zaman endişenin, kimi zaman ise harekete geçmemizin tetikçilerini. Benliğin doz ayarını şart koştuğu korkularımızı…

Korkuları düşünür oldum son zamanlarda… Başarısız olma, yoksulluk, eleştiri, hastalık, reddedilme, kaybetme korkusunu… Yakınlarına sokuldukça anladim: aslında tamlanan aynı hepsinde, kalıplara sokulmuş yalnızca, izahı kolay olsun diye. Hepsinin mahreci DEĞİŞME KORKUSU, yakına geldikçe netleşiyor.

Aslında değişmekten korkuyoruz. Şu an ki koşulların, insanların, durumların değişmesinden. Biz’in değişme ihtimalinden korkuyoruz.  Bilinmeyenden korkuyoruz. Bilmediğimiz için de nasıl olacağını, tahmin etmeye, var-saymaya başlıyoruz, hafifletmesi için ızdırabımızı. Olabildiğince iyi tasvir edebilmek için de mantığımızı sokuyoruz devreye, Onu dinlemeye başlıyoruz bize korkmamız gerektiğini söylerken.

Ve başa gelince anlıyoruz ki, oyun oynamış beyin yine bize; gelecekten korkutmuş, eksik tahminler yaptırarak. Tedavülden kaldırmış şimdiyi, gelecek zamanın telaşından. Ve bizler, yaşadıkça görüyoruz korkunun aslında yaşananla değil yaşanılacak sanılanla ilintili olduğunu.

Başarısız olmak o kadar devleşmiş ki şu an da, Ondan sonrasını hep yokuş aşağı sanıyoruz.

Yoksulluk o kadar devleşmiş ki şu an da, beden koşullara ayak uyduramaz sanıyoruz.

Eleştiri o kadar devleşmiş ki şu an da, ikmale kalırız sanıyoruz.

Hastalık o kadar devleşmiş ki şu an da, Onunla hep gözyaşı var sanıyoruz.

Rededilmek o kadar devleşmiş ki şu an da, altından kalkılamayacak bir utanç sanıyoruz.

Kaybetmek o kadar devleşmiş ki şu an da, bir daha tam olamam sanıyoruz.

Bilinmeyen o kadar sisli ki, ışığın içimizde olduğunu unutuyoruz.

Dahası, unutuyoruz her şeyin insanlar için olduğunu. Unutuyoruz, değişime donanımlı olduğumuzu doğuştan. Felaket çanları çalarken Beyin, ayakta kalamayız sanıyoruz.

Oyun oynuyor beyin yine bize; başa gelmeden çektiriyor derdini. Hep tura, illa tura dedirtiyor, yazgı yerine. Oysa ki umut hep var, sayısız olasılıkların ardında. Ama nasıl ki geçmişin detaylarını siliyor Beyin, geleceğinkileri de atlıyor kendince, en kötülerini vurguluyor. Rağmen’leri es geçerken, korkuyu doğuyor. Ve işlenmeyen korku, koca bir ilüzyona dönüşüyor zamanla, bilimin adını endişe koyduğu. Korkunun üstüne gitmek” bu yüzden aşındırmış edebiyatımızı. Ancak üzerine gidildiğinde, harekete geçtiğinde ufalıyor, yok oluyor çünkü. Henüz yaşanmayanı yaşamanın yükü o zaman iniyor omuzlardan. Uyum sağladığının, degişebildiğinin farkındalığı şu an’ı senden çalan beyine o zaman kafa tutabiliyor ancak, ve “korkmuyorum,” dedirtiyor, “değişmekten korkmuyorum!”