Iliski ve Arkadaslik


   

            Iliski uzmani psikolog John Gottman bir iliskinin saglamliginin partnerinizi ne kadar tanidiginizla dogru orantili oldugunu savunuyor.

            Aslinda kulaga ne kadar basit geliyor degil mi saglam iliskinin sirri. Sonucta hepimiz partnerlerimizi gayet iyi tanidigimizi dusunuyoruz, oyle degil mi? Ama acaba gercekte ne kadar taniyoruz varliklariyla icimizi isitan hayat arkadaslarimizi?

Iyi bir beraberligin temelinde iyi bir arkadaslik yatiyorsa,  daha ne bekliyoruz partnerimizle arkadas olabilmek, onlari daha iyi tanimak icin?

Bugun sizlerle partnerinizi daha iyi tanimanizda yardimci olabilecek bir kac soruyu paylasmak istiyorum. Yalniz rica ediyorum bu sorulari partnerinize sorarken amacinizin onu daha iyi tanimaya calismak oldugunu unutmayin. Bu egzersizin ise yaramasini istiyorsaniz verilen cevaplari elestirmeyin, afra tafra yapmayin. Yapmayin ki partneriniz size durust olabilsin ve boylece guzel, saglam bir arkadasligin temellerini atabilin.


Iyi eglenceler!






  • -       Partnerinizin en sevdigi spor nedir?

  • -      Milli piyango partnerinize ciksaydi ilk ne alirdi?

  • -      Partnerinizin en sevdigi cicek nedir?

  • -       Partnerinizin en buyuk destekcisi kimdir? (Tabii sizden sonra :) )

  • -       Partnerinizin en sevdigi mekan neresi?

  • -       Partnerinizin en sevdigi tatil yeri neresi?

  • -       Partnerinizi cinsel olarak en cok ne uyariyor?

  • -       Partnerinizin cani sikkinken ona en cok ne iyi geliyor?

  • -       Partnerinizin cocuklugundaki en guzel anisi ne?

  • -       Partnerinizin en sevdigi hayvan hangisi?

  • -       Partneriniz su anda kiminle bir anlasmazlik yasiyor?

  • -       Partnerinizin en sevdigi iki dizi hangileri?

  • -       Partnerinizin en sevdigi ve en sevmedigi renkler hangileri?

  • -       Partnerinizin dogumgunu ne zaman?

  • -       Partnerinizin en hosuna giden aksam programi ne?

  • -       Partnerinizin en hayranlik duydugu iki insan kim?

  • -       Partnerinizin en yakin iki arkadasi kim?

  • -       Partnerinizin yapmaktan hoslandigi seyler neler?

  • -       Partneriniz icin hangi yemek tam anlamiyla bir kabus olurdu?

  • -       Partnerinizin en sevdigi yemek ne?

  • -       Partneriniz su anki isini yapmiyor olsaydi hangi isi yapmak isterdi?

  • -       Partneriniz sizce hangi cifte bakip “bunlar nasil hala beraberler” diyordur?

  • -       Partneriniz kendini hangi konuda gelistirmek istiyor?

  • -       Partnerinizi en cok ne basarili hissettiriyor?

  • -       Partnerinizin kendiyle en gurur duydugu sey ne?

  • -       Partneriniz uzuntusuyle nasil basa cikiyor?

  • -       Partneriniz arkadaslariyla en cok ne yapmayi seviyor?

  • -       Partnerinizi en cok ne sinirlendiriyor?

  • -       Partnerinizin yakin zamandaki en kotu gunu hangi gundu? Ve neden o gun “kotu”ydu?

  • -       Partnerinizin su ana kadar basina gelen en kotu sey ne?

  • -       Partnerinizin hayatinda en cok eksikligini hissettigi sey ne?

  • -       Partnerinizin en buyuk korkusu ne?

  • -       Partnerinizin en hosuna gidecek dogumgunu hediyesi ne olurdu?

  • -       Partnerinizin su ana kadar gecirdigi en mutlu gun?

  • -       Partnerinizin en sevdigi restoran hangisi?

  • -       Partnerinizin en sevdigi kitap ne ve neden?

  • -       Partnerinizin en sevdigi ve en sevmedigi akrabalari kimler ve neden?

  • -       Partneriniz iliskinizi en cok hangi konuda gelistirmek ister? 


















Referans: Gottman Insitute- Love Maps





Geri Döneceğim

Sınırsız olasılıklar içinde
sen isen hala tek seçimim
hiç’ten bir “biz” yarat
ve
ne olacağımızı bırak,
ne olamadığımızın farkındalığıyla
başkalaşsın Aşk.


Mısralara sınırlı kalırsa gerçeğin
yabancılaşırım sana.
Bil ki tezahür etmeyecek anlam
bu sonsuz arayışta,
tenine akseden olağanüstü çaresizlik
Yaradılıştan kalma.


Diyalektik temize çekildiğinde
sana geri döneceğim.
Bakarsın o zaman,
tutup ellerinden
bir daha ertelemeyeceğim. 




Daha Ne Bekliyorsun

Sıradan konuşmalar hatırlıyorum
yazdan, yarım kalan.
Hatırlıyorum,
planlı bir terkediş öncesinde
isyanımın ardına saklanmış
arzularımı,
ve
Varlığında yok oluşunu
evveli kırgınlıklarıma atfettiğim gaddarlığımın.

Sızınca şimdime 
artık muhafaza edemediğim anılarım,
anlamsızlaşıyor aleyhine atanan tüm gerekçeler.

Özgürlüğe hükümlü bedenimin
anarşist yandaşı,
zaman giriyor aramıza, zaman!


Daha ne bekliyorsun?
Ya azad et beni,
kefareti olsun canımdan çalmanın,
ya da söyle de bıraksın yakamı
şu yapışkan beynimin tanıdık saplantıları.



Özgürlüğe hükümlü bedenimin
anarşist yandaşı,
ben her ihtimalde seni seçiyorum.
Sen daha neyi bekliyorsun...



Egzersiz: Duygularınızı Değiştirin!

            Bugun sizlerle kucuk bir egzersiz uygulamasi paylasacagim.

            

   Çoğu zaman amacımız bir an önce negatif duygulardan kurtulmak, kendimizi iyi hissetmektir.  
   Üzgün, kırgın, kızgın, suçlu hissetmeyi istemeyiz. 
   Fakat bazen hayat karşımıza öyle şeyler çıkarır ki negatif duygular ilk etapta kaçınılmazdır. 
   Ölüm, ayrılık, hastalık, işten kovulma… Bu gibi durumlarla karşı karşıya kalan her insan negatif duygulara maruz kalır. 

   Şimdi size pöpüler kültürde bilindiğinin, inanıldığının tersi bir şey söyleyeceğim: 

Her negatif duygu kötü değildir. 
Hatta bazıları kendimizi uzun vadede daha iyi hissetmemiz için gereklidir.



                               Negatif duygular ikiye ayrılır: 

             sağlıklı negatif duygular ve sağlıksız negatif duygular.



Sağlıklı Negatif Duygular: 
acı, üzüntü, kırgınlık, hayal kırıklığı.


Sağlıksız Negatif Duygular: korku, depresyon, kızgınlık, suçluluk, utanç, kıskançlık.  



   İlk bakışta sağlıklı negatif duygular ile sağlıksız negatif duygular birbirlerine çok benzerler. 
Yalnız aralarında çok önemli bir fark vardır o da sağlıksız negatif duyguların sağlıklı olanlarına oranla daha şiddetli olmalı ve bizi sağlıksız eylemlere itmeleridir.

Korku ve utanç kaçmamıza,

depresyon uyumaya ve/veya madde kullanmamıza,

kızgınlık atağa geçmemize, saldırganlığa,

kıskançlık sürekli güvence talep etmemize,

suçluluk kendimizi ayıplamamamıza, suçlamamıza neden olur.


   Halbuki sağlıklı negatif duygular başımıza gelen kötü olayları sindirebilme, kavrayabilme sürecimizindolayısıyla da iyileşmeye giden yolun olmazsa olmazlarıdır.

   Sevdiğiniz sizi terkettiğinde, ailenizden birini kaybettiğinizde, bir hastalığa yakalandığınızda, tutkuyla bağlı olduğunuz işinizden kovulduğunuzda, yakın arkadaşınızın size yalan söylediği ortaya çıktığında elbette acı hissedecek, üzülecek, kırılacak, hayal kırıklığına uğrayacaksınız. 

   Bunun aksini beklemek gerçekçi değil zaten. Fakat önemli olan, negatif duyguların sağlık limitini aşmamaları. 

   Oldu da kendinizi yukarıda yazdığım sağlıksız negatif duyguları hissederken buldunuz. Depresif bir ruh hali içindesiniz, korkuyor, kızgınlık, suçluluk, utanç duyuyor, yada kıskanıyorsunuz, o zaman ne yapmalısınız? Bu duyguları değiştirebilir misiniz?

Evet!

Duygularınızı değiştirebilirsiniz. 

Duygularınızı değiştirmenin yolu düşünceleri değiştirmekten geçer.


Sizden şu egzersizi yapmanızı istiyorum:



Gözlerinizi kapatın ve esiri olduğunuzu hissettiğiniz sağlıksız negatif duyguyu tüm benliğinizde hissedin. 

Hissedin korkuyu, utancı, kızgınlığı, kıskançlığı, suçluluğu.

Şiddeti kalbinizi çarptırsın, nefesinizi hızlatsın. 

Hissediyor musunuz? 

Şimdi, hissettiğiniz her ne ise onu yalnızca üzüntüye veya hayal kırıklığına çevirin.

Örneğin hissettiğiniz kızgınlıksa, kızgın değil de sadece üzgün olmaya calışın. 

Biliyorum, ilk denemenizde başarmanız biraz zor olacak. Kızgınlığınızın üstesinden gelebilmeniz enerji alacak ama yapabilirsiniz. Üzüntünüzü hissetmeniz için izin verin benliğinize. 

Kızgınlığı (yada hissettiğiniz sağlıksız negatif duygu her ne ise) üzüntüye çevirmeyi başardığınızda, durun ve kendinize şu soruyu sorun: 

“Kızgınlığımı üzüntüye çevirmeyi sağlamak için kendime neler söyledim, ne hatırlattım, neyi farklı düşündüm?”


İşte negatif duygularınızı sağlıksızdan sağlıklıya çevirmenin anahtarı!





Bu egzersizi 1 ay boyunca her gün tekrarlamanızı istiyorum.
Her defasında negatif duygunuzu sağlıksızdan sağlıklıya nasıl çevirmeyi başardığınızı da bir kağıda not edin.
Bir süre sonra esiri olduğunuz sağlıksız negatif duygunun sağlıklı bir negatif duyguya dönüştüğünü farkedeceksiniz.

Her gün yalnizca 5-10 dakikanızı bu egzersize ayırmanız sizi iyileşmeye götürecektir.


Sağlıkla kalın!




Ya Bir Gun Biri Cikip Affedemeyeceginiz Bir Sey Yaparsa?

        Hayatım ile ilgili eleştirilerine en ehemmiyet verdiğim insan babamdır benim. Üstelik ilişkimizin temelinde saf sevgi yatmasından daha kuvvetli nedenleri var bu tercihimin ki başlı başına bir yazı olur. Babam beni en çok tanıdığım herkese “iyi” sıfatını vermemden ötürü eleştirir. “İyilik meziyet değildir” der, “bana sahip olduğu başka şeyleri söyle.” Yaşım ilerledikçe, hayatı daha da tecrübe ettikçe anlam kazandı babamın tekrarından duyarsızlaştığım bu cümlesi. Ne zaman ki “iyi” diye tasvir ettiklerim “iyi”nin barındırmayacağı şeyler yaptı, ancak o zaman sorgulamaya başladım başlangıçta “iyi” sıfatını haketmek için bana sunmuş olduklarını. Kalp kırıklığım, hayretim, hayal kırıklığım “iyi”yi tanımlamaya itti beni.

        Hangi insan özellikleri erdemli sınıfina aitti? Bu soruyu elimden geldiğince cevaplayabilmem önemliydi, çünkü ancak netleşirse anlam insanlara daha bilinçli atamalar yapabilecektim. Ve böylelikle olası kırgınlıkları engelleyecektim aklımca. Babamın yapamadığını kendi kendime başaracaktım.

        Fakat yanlis yoldaydim, çünkü soruyu kişiselleştirmektense evrensel bir cevap arıyordum. Yanlış yoldaydım çünkü “erdem” kelimesinin anlamı aşikar değildi; ne evrensel bir anlamı, ne de doğru bir cevabı vardı. Bu kelimenin bana ait yorumunu evrensel kabul etmemem gerekiyordu. Hatta aynı eylem, hemen hemen aynı bir tepki, bir koşul için erdemli olabilirken diğer bir koşulda hiç de yüceltilmeye laik olmayabilirdi. Aynı tutum, aynı davranış bir durumda isabetliyken başka bir durumda yakışık almayabilirdi. Denklem sabit değildi, şartlara ve insanlara bağlı olarak değişkenlik gösteriyordu. İyinin karşıtını kötü diye biliyorduysam, kötü birden çok, dinamik ve durumsaldı. Örneğin adaletsizlik karşısında öfkelenmek erdemliyken, ortada geçerli bir neden yokken öfkelenmek hırçınlıktı. Ve affedebilmek… Çoğu durumda bağışlayıcı olabilmek üst sınıf bir erdemdi. Peki ya affetmenin bizi gaddarlaştığı zamanlarda? Ya affetmenin mağduru ve yaşadıklarını görmezden gelmeye denk olabileceği koşullarda affetmek ne demekti? Hala bir erdem miydi? Affetmek bile amansız ve acımasız olabilirdi. Mağdur’u unutmak olarak adlandırılabilinirdi. Geçmişi bastırabilirdi. Mağdura duyarsız kalmak pahasına, caniye hassasiyet besleyebilmek, duyarlılık geliştirebilmekti. İntikamın acımasızca, affetmenin ise büyüklük olduğu konvensiyonel inançlarda bile istisnai esnekliklere yer vardı. En çok ihtiyacını duyduğum erdem bile sınıf değiştirebilirken ben bu sorunun altından nasıl kalkacaktım?

Zaman aldı, bir o kadar da gayret göstermem gerekti, fakat sorduğum soru en anlık rahatlama sağlayacak cevaplara bedel bir farkındalık getirdi beraberinde: insanların kişisel güvenlik arzumuz sebebiyle sıfatlandırılmaması gerektiği.

        Durumsal etkenler bazen o kadar kuvvetli olurlarki varsayılan iyi özelliklerimizi, güzel eğilimlerimizi, erdemlerimizi geçersiz kılarlar. Bu sebeptendir, kendilerine ve çevrelerindekilere göre iyi olarak değerlendirilen insanların zaman zaman korkunç şeyler yapabilmeleri. Durumsal etkenlerin zaman zaman öngörülemeyen şekilde değişkenlik gösterdiği şu hayatta, anlamsızlıklara anlam verebilmek için kendimize, başkalarına atadığımız sıfatlar aslında en büyük zararı veren bize. Hayatin getirdikleri karsisinda yetersiz kalan, esneklige karsit sifatlar… Ben bunu anladigim zaman farkettim, bana yapilan ve “haksizlik” olarak degerlendirdigim hareketin akibetinde yasadigim olaganustu kirginligin ustesinden gelemememin asil nedeninin kendime verdigim “bagislayici” sifati oldugunu. Bu sifat kisiligime bir sinirlama getiriyordu. O ana kadar kendime bagislayici biri olarak anlam veren ben, karsimdakini bir turlu bagislayamiyordum. Sinirlarimi asamiyordum… Her seyden once bu uyumsuzluk, bu celiskiydi bana aci veren, beni cikmaza iten.

Zaman aldi, bir o kadarda gayret gostermem gerekti, fakat sordugum soru en anlik rahatlama saglayacak cevaplara bedel bir farkindalik getirdi beraberinde: insanlarin durumdan duruma, zamandan zamana tutarsiz olduklari. Ustelik de bu tutarsizligin, reddinin mutluluk ihtimalini yok edecegi, cok gercek bir parcasi olmasi hayatin…



Bilmezsin

Bilir misin ki
Yönergesi eğilmez müfredatlarında
yer yoktur
noktaları esirgenmiş cümlelere.

Kabullenme vakitlerinde
ölümcül darbelerle yitirir anlamını
evrensel sandığın değerler
ve
bir daha kaynamaz artık
canlılığını yitirmiş derin.


Bilir misin ki
ihmalkar vedalaşmalar
ziyankar varsayımlara sebep olur.

Ehlileştirilmemiş duygular
pervasız vicdanlarla carpışınca
insanlığa darılır
baştan savma aşk hikayelerinin
sureti unutulmuş kahramanları.



Bilir misin ki
Kanına karışır zayıflık
seviştikçe eksik bedenlerle
ve
sevdikçe zedelenir
üstünkörü pansumanlarla yenilenir sandığın hayaller.




Bilir misin ki,
bilmezsin.
Çünkü bilseydin
beni suçlamayı bırakırdın.


Bilir misin,
bilmezsin...
Çünkü bilseydin duygularıma ettikleri zulmü,
koşul çekmeyi bırakırdı eylemlerin.





Zeynep Selvili '12

Depresyon Testi

Depresyon Testi

Aşağıdaki anket (PHQ-9) başta Amerika olmak üzere bir çok ülkede depresyon taraması adına en sık başvurulan anketlerden biri.

Soruları son iki haftanızı düşünerek yanıtlayınız. Anketin doru sonuç verebilmesi için her sorunun yanıtlanması gerekmektedir. Anketi tamamladığınızda Hesapla tuşuna basarak sonucunuzu görebilirsiniz.


NOT: "Hiçbir zaman seçeneği eğer sorudaki ifade size uymuyorsa seçilmelidir.



  1. Daha önce ilgilendiğim, zevk aldığım aktiviteler ve/veya kişiler bana artık zevk vermiyor.
  2. Hiçbir zaman Ara sıra Çoğunlukla Her zaman
  3. Kendimi dibe vurmuş, depresif, ve umutsuz hissediyorum.
  4. Hiçbir zaman Ara sıra Çoğunlukla Her zaman
  5. Uykuya dalmakta ve deliksiz uyumakta güçlük çekiyorum ve/veya çok uyuyorum.
  6. Hiçbir zaman Ara sıra Çoğunlukla Her zaman
  7. Yorgunum ve/veya kendimi halsiz hissediyorum.
  8. Hiçbir zaman Ara sıra Çoğunlukla Her zaman
  9. Hiç iştahım yok VEYA iştahımda büyük bir artış var.
  10. Hiçbir zaman Ara sıra Çoğunlukla Her zaman
  11. Kendimi değersiz hissediyorum. Ailemi ve sevdiklerimi hayal kırıklığına uğrattığımı düşünüyorum.
  12. Hiçbir zaman Ara sıra Çoğunlukla Her zaman
  13. Dikkatimi toplayamıyor, konsantre olamıyorum (tv izlerken, kitap okurken, ders çalışırken..)
  14. Hiçbir zaman Ara sıra Çoğunlukla Her zaman
  15. Hareketlerim, konuşma ve düşünme hızım yavaşladı.
  16. Hiçbir zaman Ara sıra Çoğunlukla Her zaman
  17. Hayatımı sonlandırmayı ve/veya kendime zarar vermeyi düşünüyorum.
  18. Hiçbir zaman Ara sıra Çoğunlukla Her zaman



Anketin en yüksek skoru 27, en düşük skoru ise 0 dır.

0- 5: Normal

6- 10: Hafif Depresyon

11- 15: Orta Depresyon

16- 20: Belirgin Depresyon

21- 27: Ağır Depresyon


9. soruya "Hiçbir zaman"dan farklı bir cevap verdiyseniz en yakın sağlık kurumuna görünüp yardım almanızı öneriyorum.






Bu anketin hazırlanışında yaptığı dil bilgisi yardımlarından dolayı Sayın Kemal Uçar'a teşekkürü borç bilirim.

SEN



Duygularıma ettikleri zulmu bir bilsen
Koşul çekmeyi bırakırdı eylemlerin.


Iliski Oyunlari

Aşktan kaçarak aşkı yakalamak ister herkes ve herkes yakalamaktan korkarak aşkı kovalar.  - Ahmet Altan
  


          Kurallari tutarsiz, bir oyunun icinde buluyoruz kendimizi gundemimiz Ask’a dondugunde. Populer kaynaklar “cok gec olmadan sevdigini soyle” nin yanina “kacan kovalanir”i ekliyor. Yogun duygularin etkisiyle dengesi kacan kimya, dogru yapma istegi bilesimiyle busbutun bozuluyor. Harekete gecmek icin cevaplari celiskili mesajlarda aramaya basliyor yeniden sevip yara almaktan, hayal kurup hüsrana uğramaktan, deneyip yanılmaktan korkan darbe almis benlikler.

            Eylemlere kosul cekiliyor: “mesaja cevap ver ama hemen degil”, “sevdigini soyle ama O soylemeden degil”, “ ‘evet’ de ama ilk sorusta degil”. Ama bir yandan da hasret duyuyor bastirilmis istekler asgari cesaretlere. Ve bazen bir filmin bir repligi, bir siirin bir dortlugu, bir sarkinin bir nakarati sorgulatabiliyor ezbere yasanan iliskileri.

            Biliyoruz artik ki, hatalar, ya cok erken varilmis ya da cok gec kalinmis kararlarla basliyor. Soru isaretleriyse ne zamanin cok erken, ne zamaninsa cok gec oldugu yonunde. Kim yapiyorsa zaman ayarini, aleyhimize mi basiyor kronometreye, yoksa biz kaybetmeye mi oynuyoruz hesap yapmaya basladigimiz takdirde?

            Cevabini bulamadigim guncel zaman sorulari, gecmisime donduruyor beni. Donuyorum ve goruyorum ki en homojen asklarim hep hesapsiz kitapsiz etkilesimlerden olusmus. Ne zaman ki duygularima zulmetmeyi dahil etmemisim yasanabileceklere, ne zaman ki kacmamis, kovalamamis, yalnizca durmusum karsisinda Onun, o zaman kivaminda atmis nabzim. Ne zaman ki kendimi sevmisim once, ozsaygimi baskasina emanet etmeden, o zaman sevilmek istedigim gibi sevilmisim. Ne zaman ki dunle degil, yarinla degil, sade ve sadece bugunle sınırlı kalmis takvimimin yapraklari, iste o zaman zaman benimle birlikte akmis.

            Formulu var mi ki acaba?

Belki sans, belki kader, belki de zamandan beklenti uyumu… Belki de kapamak kulaklarimizi harici seslere ve kacmamak, korkulandan, belirsizlikten, Asktan.

Kimbilir… 







Not: Bu yaziyi yazarken yardimlarini eksik etmeyen twitter dostlarina tesekkurler! Paylasimlara devam!


















Tutkular

Tutkulardan bahsedelim mi?
Tutku birisine...
Tutku birseye, vazgecememekcesine,
kacamamakcasina,
gidememekcesine baska bir yere.
Yapismak onun eteklerine delicesine.


Hic boyle tutkulariniz oldu mu sizin?