Nerede O Eski Aşklar

Biz, “Nerede o eski aşklar?” diyebilme ayrıcalığına sahip bir jenerasyon değiliz.

Kibrit kutularına sıkıştırılmış pembe kokulu kağıttan mektuplarımız yok bizim; bizde kaleme dökülmez harflerinden çaldığımız kelimeler. Gece yarısı atılan kısa mesajdan daha kısadır ömrü en büyük özlemlerimizin. Sadakat ise “sil” tuşuna basmanın beraberinde getirdiği kolay ulaşılır bir erdem…

Bir başkasının güncellenmiş resmiyle gönülden uzağa düşer sevgililer; gözden ıraklık zaten ne mümkün. İnsanı insanca değil sadece beş duyu yordamıyla tanıyan Enaniyet Kuşağıyız biz. Arkadaşlık teklifi de neymiş! Arkadaş olmak isteyen kim; koşar adımlarla uzaklaşırız biz hevesimizi alınca. Öyle yabancılasmışız ki, yoldaşlık değil, bir başkası huzurunda huzursuzluk bizimkisi. Öyle derinindeyiz ki yalnızlığın, tıkanmış hayati organlarımız; kanımıza karışmış benlikçilik. Aşk adı altında koşullu beraberlik bizimkisi; yaşarken hep almak isteyip, vermek nedir bilmediğimiz. Moderniz çünkü ya biz, insan ilişkilerine ehemmiyet öncelik listemizde değil. Tek iki acizliğimiz de bağlanamama ve kafa karışıklığı. Tabii bir de zamanda problemliyiz; hiçbir zaman doğru zaman değil bizim takvimlerimizde, “doğru insan”lar hep yanlış zamanlarda gelenler.

Bilincimizde iz bırakabilen şeyler 140 harf birleşimlerinden ibaret. Biz, aşkı da, öfkeyi de, kıskançlığı da, kırgınlığı da o kadara sığdırabilme kabiliyetine sahibiz. Tutkun olduğumuz burada ve şimdideki muhattabımız değil, hayalimizin renkli ekranlara yansımaları. Sevmek eylemine en yaklaştığımız anlar ise, kendimizden en uzaklaştığımız panik anları.

Gençlik himayesi altında hayallerimiz var bizim, sonuna gelindiginde bir başkasıyla tekrar ziyaret edilmek üzere kurulan. Planlayıp itiraf etmediğimiz vadeleri var şehvetle öptüğümüz dudakların. Ve itiraf edip planlamadığımız beraberliklerimiz… 

Daha önce telaffuz etmediğimiz hiçbir kıyaslama kalmamış edebiyatımızla her yeniyi “hiç sevmediğimiz kadar” seviyor, “hiç istemediğimiz kadar” istiyor, “hiç özlemediğimiz kadar” özlüyoruz. Klişelerle eksiliyor gelişme potansiyelini gözardı ettiğimiz duygu dağarcığımız.

Sesimiz sınır tanımıyor, görüntümüz denizaşırıya ulaşıyor; fakat sokağımızdan ıslık çalarak geçen sevgiliye duyulan heyecandan carpmamış hiç yüreklerimiz.

Biz, “Nerede o eski aşklar?” diyebilme ayrıcalığına sahip bir jenerasyon değiliz. 
Biz nereden bilebiliriz o aşkları… 
Bizim sitemlerimiz bile kulaktan dolma.