Ask Acisi

Ask Acisi… Hangimiz tatmadik ki bu her seferinde hic gecmeyecegini sandigimiz ve hic bir zaman da bagisiklik kazanamadigimiz aciyi… Hele birde en yakinindakilerin acidan kivranmalarina sahit olmak yok mu, iste hangisi daha kotu secemeyecegim durumlardan biri. Boyle zamanlarda elimde bir degnek, arkadasimdan arkadasima atlayayim ve onlarin acilarini bir dokunusta gecireyim isterim hep. Elinden bir sey gelmeme ve caresizlik, o tek ilacin belirsizlikleriyle birlestimi, iste ben o zaman basliyorum yazmaya… Belki bir umut, kucukde olsa bir mutluluk olurum diye okuyanin dudaklarinda. Bugun sizlerle, tam da anlattigim bir zamanda en yakin arkadasima yazdigim bir email’I paylasmak istiyorum. Kimbilir belki sizinde dunyanizda aci vardir, kimbilir belki bu sefer hic tanimadigim birine umut olurum…









Aslina bakarsan, dusundugumde senden ayrilis nedenini veya nedenlerini tam olarak bilmiyorum ama onemli olan su: O senden ayrildi. Ancak sen bu ayriliga karsi koymaya calisiyorsun. Halbuki O’nun “kararini” geri almasi icin sen ne kadar yogun caba harcarsan, bu caba daha fazla ayriliga neden olur. “Fikrini degistirmeye” calisma, yazilarla ve telefonlarla O’nun kararini yonlendirme, herhangi bir mantiksal dille askini tekrar duzeltmeye girisme. Yoksa O’nu kendinden daha fazla uzaklastirirsin. Istek soz konusu oldugu surece bir siddet sekli olusur ve bu durum karsi siddeti, karsi arzuyu davet eder. Sen, O’nun kararini degistirme istegiyle Ona yaklastikca, O kararini tutma istegiyle senden uzaklasir… Istek, meslek hayatinda kisiyi basariya goturur, fakat askta degil.


           Ayrilik, ayri kalmak panik getirir; Korkulu duygular, fikirler, tepkiler, ve gelecekle ilgili kaygilar dogurur.  Hic dusundun mu bu korkular nerden geliyor? Cocukluk yillarinda, ilgili kisiler tarafindan terk edilmekten ileri gelen cok eski bir korku mu? Sendeki korkunun bununla bir ilgisi var mi? Belki cok daha baska bir korku; benimsenmeme korkusu, baskasinin yeterli bulmadigi ve yeterince degerli olamama korkusu! Ayrilik neden korku veriyor? Ve korkuyu kim yaratiyor? Bu korku her insanin kaderine eslik mi ediyor? Korkusuzca birbirimizle karsilasip ve tekrar ayrilamaz miyiz?

           Canlinin en duyarli olani ruhtur. Korku ruhsaldir ve can sikici bir duygudur. Korku da gelir ve gider. Korkuyu kim yaratiyor? Korkunun sebebi nedir? Ruh, korkuyu yaratmaz. Korku, sadece ruhsal bir tepkidir. Ornegin bir araba sana dogru hizla gelirse aniden kenara sicrarsin. Korku duygusu ile tepki birbirinden ayrilamaz. Bu korku en yuksek duzeyde canlidir; cabucak gelir ve yavas yavas kaybolur. Dusuncenin mesgul oldugu ve sende kok salan; dolayisiyla surekli var olan cok daha baska korkular da vardir. Korkudan bahsediyorum… Soylemek gerekirse, dusunce korkunun kaynagidir.

           Dusunce ayni zamanda da hislerimizin de kaynagi olabilir. Balzac demiski “Iki kez sevilir; birincisi gercekte, ikincisi anilarda”. Ayrilik sonrasi ask acisi cekilen surecte bir kez daha sevilir; cunku yitirilenin kaybi, anilarin berrak aydinligi icinde  kimildanir. Yitirilen, arzulanana donusur. Artik sahip olamayacagimiz sey dusuncede ozel bir deger kazanir.

           Gecmisi unutup, gelecegi rahat birakmaliyiz… Cunku ikisinin uzerindede hicbir yaptirim gucumuz yok. Sadece gercek olan tek bir yasam var ve buda icinde bulundugumuz zaman. Bir kac ay once universiteye gidiyordum, simdi balkondan Kordon’u izliyorum. Dusunce ve tasarim yollariyla kendimi tekrar universitede hissetmeye calismamin ne yarari var? Dusunce gecmisi sikica tutmak ve onu tekrarlamak ister. Gecmis bir melodi gibi bellegimize depolanmistir. Elinden bir enstruman alinsa da, baska bir enstruman uzerinde bedeninle bu sarkiyi yeniden tinlatabilirsin. Oysaki o melodi baska bir enstrumanla da calinabilir…

           Enerjini gecmis veya gelecek ile tuketme. Sadece su an var cunku… Kuruntu ederken, dusuncenin takdirine biraktigin icin her seyi, gercek (su an) onunden akip gider. Gercekte, telafisi mumkun olmayip kaybolan tek sey bu realitedir. Ben asla birdaha universitede olamam… Dusunce, icinde bulundugun bu zamani senden calar. Ondan… Dusunme! Ve simdi gecip giden bu anlamli anin her saniyesi gibi daha mantikli ol!


Ask sozlu duzeyde olusmaz. Ask; ruh, beden ve zekanin bulusmasiyla olusan bir butundur. Sadece zeka yolu ile, yani sadece guzel, anlamli, dusunulup tasarlanmis, stratejik sozlerle onu tekrardan canlandiramazsin. Konusma, ayriligin ustesinden gelmekten ziyade, ayriligin daha da derinlesmesine neden olur. Eger askin bir sansi daha varsa; bu ancak aski serbest birakmakla, salivermekle mumkundur. Esrarengize boyun egmek zorundayiz. Ya hep ya hiclerden, garanticiligimizden vazgecmek zorundayiz. Ask ile yasamin cok daha baska boyutuna, sadece tumuyle cozunmuslukle var olan, yanan ve isik sacan gercek ozgurluge dogru ancak bu sekilde adim atabiliriz. Ozgurluk olusturulmaz, o bir serbest birakis ve her turlu guvensizlikten uzak bir guven duygusudur.

Ask her zaman umulmayan, beklenmeyen ve programlanmayandir; o, yasamin bir armaganidir. Bu iltifati elde etmek veya kazanmak icin caba sarfedemeyiz. Ve inan, sadece hicbir sey yapmamaktan bazen buyuk bir rastlanti ortaya cikar…

Seni neden istemedigini Ona sormamalisin. Cunku bu sana hicbir yarar saglamaz. Ya sana aci vermek ister ve nedenleri buyutur, sucu sana atar, buldugu nedenleri adlandirirlar. Yada sana aci vermek istemez ve durumu onemsiz gibi gostermeye calisir, gercek nedenleri gizler. Iki secenektede, anladigin gibi, hicbir fayda yoktur. O yuzden artik bunu sorgulamayi birakmalisin…

Aci cektigini biliyorum. Seni sevdigini sana soylerken, seninle beraber olmayi secerken degerli oldugunu hissettin. Ve simdi seninle olmayi istemeyince yeterli olmadigini veya degerinin dustugunu hissediyorsun, biliyorum. Kendimize olan deger duygumuz, kendimize olan guvenimiz zedeleniyor boyle zamanlarda.

Sevilmek, kendimize olan deger duygumuzu artirir. Takdir edilme duygusu bize ayagimiz yerden keserek bulutlarin uzerinde dolasma enerjisini verir. Ve O bizi terk edince, degerimizin dustugunu hissederiz. Bu dusus aci verir… Bu dusus uzuntu verir.
Ama acaba aslinda neye uzuluyoruz? Bu soruyu yogun bir sekilde kendime soruyorum. O’nu insan olarak kaybettigime mi uzuluyorum? Yuzeysel bir seyin; yani kendime olan deger duygumun gerceklestirilmesinde ortaya cikan kayba mi uzuluyorum? Yine yalniz kaldigima mi uzuluyorum? Beni simdi kimse sevmedigi, opmedigi icin noksanligini duydugum takdir edilme duygusuna mi uzuluyorum? “Beni yaratan” takdir ve hayranligi daha fazla alamadigima mi uzuluyorum? Artik kimseye guvenemeyecegimi, kimseyi birdaha sevemeyecegimi dusundugum icin mi uzuluyorum? Neyi sevdim ben? Onun bana ilgisini mi? Yada acaba bundan tumuyle bagimsiz olarak sadece Onu mu? Onu bagimsiz olarak sevseydim degismesini istemezdim heralde… Bu sorulari soruyorum kendime ve hala dusunuyorum Onu. Biliyorum sende sik sik dusunuyorsun. Elbetteki dusuneceksin. Su an ne yaptigini, nerde oldugunu soracaksin kendine. Acaba mutlu mu? Seni unuttu mu? Gecmisi dusununce bir melankoli duygusu ortaya cikar. Artik tekrarlanmadigi ve gecmise karistigi icin aci verir. Melankoli gercekten kendine has uzuntu ve aci verici bir duygudur. Fiziksel olarakda yansir hayatimiza. Kalp atislarimiz hizlanir, bogazimiza bir seyler dugumleniyor gibi olur, midemiz buzusur (hep dedigim gibi)… Ama sakinlesebiliriz. Bundan sonra sunu deniyelim… Bu melankoli denilen seyi bir dost gibi karsilayalim. Biliyorum dalga gececek ve belki bu bolumu okumayacaksin bile ama hatrim icin, bu kadar saat parmaklarimin agridigina degsin bari… oku.

Bu melankoli duygusunu kabul edelim. Ona karsi direnmeye calismayalim, arzu ve istekle kalp atislarimizi etkilemeye girismeyelim. Nasil carpiyorsa kalbimiz birakalim oyle carpsin. Bu hisleri, bu duygulari uzaklastirmaya calismayalim, aksine bunlari olusturmaya bakalim. Bu dogal bir surectir. Sen bir makina degil; canli, yasayan bir varliksin. Ruhen ve bedenen yipranman ve seni tedirgin eden melankoli duygusunu hissetmen cok dogal. O yuzden melankolik olmakdan korkmayalim. Huzun ve acinla ne kadar yogun bir sekilde tanisirsan kim oldugunu daha iyi tanirsin. Kendini arastir, incele ve bu duygulari kesfet. Ve onlarin gelismesine izin ver. Cunku emin ol kendini tanidikca ne istedigini daha iyi bileceksin, kendini tanidikca bu sureci daha saglikli atlatacaksin, ve kendini tanidikca anlayacaksinki KAZANC KADAR KAYIP DA SANA GUC VERIR. Melankolinden kacmayi birakip onunla yuzlestigin takdirde, kederini kabul edip, artik bittigini kabullendigin takdirde ve bu kederden ve kabullenmekten olusan o muthis enerjiyi memnunlukla karsiladigin takdirde goreceksinki melankolinin dogurdugu o enerji seni acilarinin icinden zamanla cekip cikaracak. Onemli olan burda, su ani yasamak. Su an aci cekiyorsan onu tamamiyle yasamak. Ve ondan korkmamak. Burda maksat, su an aci cekerken “hicbir zaman duzelemeyecegim”, “bir daha kimseyi onun kadar isteyemeyecegim” demek yerine “su an, su saniye aci cekiyorum ve bunu kabullenmeliyim” deyip, sadece su ana odaklanip, gecmisle gelecegi su anki acina dahil etmemek. Cunku neden korkarsan, kendini daha fazla ona cekersin. Cunku korkularini kendin dusuncelerinde yaratirsin, ve bir sureden sonra karsina zaten ne ciksa dusuncelerinle onu korktugun sey haline getirirsin.

Bunu bir deneyelim. Kabullenmeyi, gecmisi degistiremeyecegimizin farkindaligina varmayi bir deneyelim. Ben senin hep yanindayim. Hayatimda senin kadar kimseyi sevmiyorum, senin acin benim acim, benim mutlulugum senin mutlulugun olsun, beraber iyileselim."








Bu yaziyi begendiyseniz, size siddetle Doruk Yayinlarindan Olgunlastirici Yonuyle Ask Acisini oneriyorum. Yazari olan Peter Lauster’in cumleleri bu yazima referans olmustur.