Basimiza gelenlerin ne kadarindan inanclarimiz sorumlu?

Bugun iki farkli sevdigimden duydugum iki farkli cumle beni dusunmeye itti. "Beni hep terkediyorlar" ve "ayrilmamiz yakindir." Acilarini hafifletmeye calistiysam da arkadaslik vergisi korumacilikla, meslek icgudum hecelere ayirtti, ikincil anlamlari vurgulatti. Simdi okuyorlarsa kizacaklar belki de bana... Belki de "e pes Zeynep! Bunlar da mi bizim kabahatimiz?" diyecekler, bu sebeple aflarina siginarak ve sucu meslegimin uzerine atarak sadece sesli dusundugumu bilmenizi istiyorum: Basimiza gelenlerin ne kadarindan inanclarimiz sorumlu?


Psikoloji literaturunde "kendinden mülhemlik" olgusu vardir, ve bu olgu der ki: doğru ya da yanlış herhangi bir inanç veya beklenti, bu tanımlamayı doğrulayacak yeni bir davranış ortaya çıkarmakta ve bu olayın sonucunu veya kişinin / grubun davranışını etkilemektedir (Olcetin, Z.) Bu olguya gore, basimiza gelen bir takim seylerin sorumlusu aslinda basina geldigi takdirde yakinandan bir baskasi degildir. Bazi inanclar davranislari oylesine etkilerki, kehanetleri dogru kilar. Kendi kendine gerceklesen bu kehanetler de bireyi kontrolun kendinde olusunu rededercesine "neden ben" baskaldirisina surukler. Ironik olansa, kontrolu rededisin temelinde cogu zaman bilincsiz olan bir kontrol arzusu olmasidir. "Ben dememismiydim"ler, "ben biliyordum"lar da bu nedenden telaffuz edilir cogu zaman; insanoglunun kendi hayatindaki yaptirim gucunu yalniz felaketlerde farkedebilmesinden.

Kendinden mülhemlik olgusu soyle isler:
Kisi karsisindaki kisinin ona karsi nasil davranacagi hakkinda belirli bir beklentiye sahiptir. ("Bana iyi davranacak", "beni aldatacak", "beni terkedecek", "bana dogruyu soyleyecek" vb)
Boylece bu kisi beklentilerini karsilayacak yonde hareket etmeye baslar. Bunun da nedeni yukarida bahsettigim insanoglunun hayatinin kontrolunu ele alma arzusu ile aciklanabilir.
Bahsi gecen diger insan(lar) da kisinin beklentilerine paralel davranislar icine girerler.
Sonuc: kendi kendini gerceklestiren kehanetler.

Pratikte ise soyle bir tablo cizer:
Kotuye gittigine, sonlanacagina inanilan bir iliski, bireyi kaybetme korkusuna iter. Ayrilik istenmez ama gidisat istenilmeyenin lehindedir. Boylece kisi kaybetme korkusunun getirdigi endise ile karsindakini kaybetmeye yonelik hareketler icine girer. Aramalar artar, kavgalar siddetlenir, kiskanclik tohumlari filizlenir; sorular sorusturmalara, istekler sitemlere donusur. "Eskiden olsa..." diye baslayan cumleler doldurmaya calisir sevgiliye duyulan ozlemi. Beklenti ayriliktir. Davranislar da yon verir bu istikamete. Dayanamaz duruma gelen sevgilide, beklentiyi karsilayacak sozleri akitir dudaklarindan: "Artik yapamiyorum." Kisi ise terkedildigi yalnizliginda terkettigi kontroluyle yuzlesir, ve "ben bunun boyle olacagini biliyordum"u dugumlenir bogazinda...

Kan damlayan kalemimden soruyorum simdi sizlere, yine ve yeniden, basimiza gelenlerin ne kadarindan egilmez inanclarimiz, esneklik gostermeyen beklentilerimiz sorumlu? Ve soruyorum, kontrolu iyiye kullanmak icin neyi bekliyoruz?






Kaynak:

Zeynep Olcetin'in yazisi http://www.kigem.com/content.asp?bodyid=2921