Sil Baştan

Bir film vardır Eternal Sunshine of the Spotless Mind diye. Adam aşık olduğu kadına ait tüm anılarını bir makina yardımıyla sildirir. İzleyenler bilirler, zaman makinasından daha çok neyin icadı için ümitlenildiğini.

İlişkiye dair tüm anıları sildirmek… her şeyi unutmak bir kaç saat içinde. Sevgilinin adını, atılan kahkaları, ilk öpücüğü, gidilen yerleri, alınan hediyeleri, kavgaları, yanında olmanın sıcaklığı… Bir makinaya bağlanıp her şeyi, en ince ayrıntısına kadar unutabilmek… Aşkınızı sildirebilmek… Yapar mıydınız?

Değişiyor cevaplar bir yakınımdan diğerine. Biri, “Tabiiki de sildirtirdim, soru mu bu şimdi?” diyor mesela. “Neden” diye sorduğumda da merakla, “Bu acıyla yaşamamak için tabiiki de” diyor. Ayrılığın acısıyla derdi kısacası, sevgiliyi unutmakla değil. Acının yorgunluğu bu konuşan, pişmanlığı değil.

Acısının üzerinden zaman geçmiş bir diğerine soruyorum… Düşünmeden, “Yapmazdım” diyor. “Düşünmedin bile” diyorum devamı ayrıntıya girebilelim diye. “Çünkü amacım hiçbir zaman O'nu unutmak olmadı ki benim” diyor ve veriyor bana istediğimi, devam ediyor: “Yanlışlarımı düşünüp, nasıl düzeltebilirim diye sordum kendime hep, bir daha aynılarını tekrarlamamak için. Şimdi sildirsem her şeyi, yine aynı hataları yapabilirim, yine aynı şekilde kendimi hırpalayabilirim, bunu niye isteyeyim ki?" Belli ki O, büyümeye engel görüyor unutmayı.  Büyümek için, ayakları yere daha sağlam basan bir gelecek için de geçmişi baş tacı yapıyor.

Acı skalasının yarattığı bilişsel farktan dolayı mı bu görüş ayrılığı? Öyleyse acısı tazeler evetçi, pişmişlerse hayırcı mı? Meğersem, göründüğü kadar kolay değilmiş bu denklemin sağlaması.

Acısı dinmiş bir diğer yakınıma soruyorum yine ayni soruyu, “Yapmazdim” cevabını bekleyerek, fakat “Sildirirdim,” diyor, “belki her şeyi sildirmek istemezdim ama madem "evet" yada "hayır" olması lazım cevabımın, evet o zaman, sildirirdim”.  Şaşırtıyor beni. Yıllar öncesinde kalan anılardan ne ister ki insan dedirtiyor. “Sildirirdim ve böylece hala saf bakabilirdim aşka. Böylece, seni hep seveceğim dediğinde karşımdaki, gerçektende hep seveceğine inanabilirdim hala. Sen başkasın dediğinde, başka hissedebilirdim” demesiyle benim de şaşkınlığım yerini anlayışa bırakıyor. Malum, hangimiz söz vermenin yapmakla eş değer olduğuna inandığımız yıllarımızı geri istemeyiz ki?

Tutunacak teorim kalmamış bir halde, dördüncü yakınıma soruyorum, bu sefer beklentisiz, “Yapar mıydın?” diye. Düşünüyor, düşünüyor… “Yapmazdım ya” diyor. “Sildirtirsem aşk ne demek hala bilmiyor olurdum ve o herhalde acı çekmekten daha acıklı olabilirdi.” Ve bana bu cevap karşılığında gülümsemek düşüyor, çünkü O da haklı.

Dört farklı insan, dört farklı sevgili, dört farklı hayat, ve dört farklı neden. Tek benzerlik Aşk olması çıkış noktalarının. Onun bile anlamı farklı. Birine göre acı, birine göre deneyim, birine göre masumiyet, birine göre ise yaşanması şart bir duygu… 

Yüklediğimiz anlam belirliyor rotalarımızı. Cevaplar inançlardan meydana geliyor. Akılda tutulması gerekense bence, aşk gibi bir kavramın mutlak bir anlama sahip olamayacağı, ve var olan anlam içimize sinmemeye başladımı yenilerini yüklemenin bizim elimizde olduğu. 


Peki ya siz, aşkınızın şu anki anlamıyla… Yapar mıydınız?