Aşk Betimlemeleri


Konu aşka gelince, bir matematikleştirme çabası almış başını gidiyor, arkasından bize ait her şeyi sürükleyerek. “Sevseydi kıskanırdı”, “Sevseydi affederdi”, “Sevseydi arardı”, “Sevseydi söylerdi”… Tanıdık geliyor bu cümleler değil mi? Ben bunlara “aşk betimlemeleri” diyorum. Belirsizlikle iyi başa çıkamayan insanoğlunun, nereden geldiğini anlamadığı Aşk’ı mantığa sığdırma, yani matematikleştirme çabası, bir nevi…

Aşk betimlemeleri: Evrensel duygu Aşk’ın, kendi gibi, din, dil, ırk ayırt etmeyen, mantığa bulanmış inançları…

İronik olansa, rahatlamak için yarattığımız bu inançların en çok acıtması canımızı, uzun vadede. “Anlatılmaz… Hissedilir” deyip orada noktayı koyamayışımız…  

Aşk’ın evrenselliğine katılmıyorum ben. Evet, semptomları evrensel: kalp atışları, midede kelebekler, iştah kesilmesi, bir tek düşünceye odaklanma… Bunlar evrensel, kabulüm. Fakat Aşk’ın sürecinin, gidişatının, akışının evrenselliğine karşıyım. Karşıyım, Aşk’ı kalıplara sokmaya çalışmaya, bir “gereklilik” reçetesi çıkarma çabasına…

Aldatmak, affetmek, aramak, özlemek, istemek, kıskanmak… Fiillerin bir duyguyla eş değer tutulmasına karşıyım. Evrenselleştirilmeye calışılınan Aşk betimlemelerine karşıyım.

Özne-fiil uyumu bence Aşk. Kişiden kişiye değişime uğrayan… Kimine göre öncelik, kimine göre tutku, kimine göre kıskanmak, kimine göre aramak demek; kimine göre yalnızca bir kişiyle, kimine göre de bir kaçıyla yaşanılan… Evrenselleştirme çabası boşuna, cünkü özünde özne değiştikçe, fiilin değiştiği bir duygu Aşk…

Belki de ilişkilerde mutlu olabilmek için Aşk’in evrensel bir tanımı olduğu inancından arınmak lazım… Bu değil mi, nede olsa, uzun vadede acıtan canı: Senin fiilinin Onunkini tutmaması. Aşk’ın senin için dile getirmekken, Onun için göstermek; Senin için kıskançlıkken, Onun için güvenmek olması…

Belki de budur aradığımız… Belki de budur mutlu aşk’ın sırrı: Senin fiilinle, Onunkinin uyumu… Kim bilir?