Beyaz Dostluk

            En yakın arkadaşım ve ben. Biz, siyahdan beyaza geçiş dönemi yaşamadık hiç. Tanışma, telefon numarası değiştirme, arada bir görüşme, başbaşa buluşma, birbirinde kalma… Hani bu gibi aşamalar vardır ya dostluk mertebesine erişebilmede, kimi zaman yillar alabilen, biz bütün o seviyeleri tanıştığımızın akşamında atlattık sanki. Biz, ertesi güne renklerimiz birleşmiş olarak uyandık sanki.

            Beyaz bizim dostluğumuzun rengi. Ne var ne yoksa ortaya koyduğumuz, çok farklı benliklerimizin karışımının simgeleyecisi. İçi rengarenk, heyecan dolu, capcanlı, dışı ise olması gerektiği gibi, saydam, tabii, ve sağlam.

            Bugün, benim hayatımda beyazın bu göz alıcı ve tertemiz tonunu tutturabilmemin sebebinin doğum günü. Ve hep kelimelerden güç alan ben, tıkanıyorum bugün. Tüm benliğime işlemiş bu dostluğu ifade etmekte güçlük çekiyorum. Bir çok farklı duygu var içimde kalemimin ucuna dökülmeye calışan. Hepsi bir ağızdan konuşuyorlar. Gurur, “Bunca senedir hiçbir şeyin sahip olduğunuz şeyi kirletmesine izin vermediniz” diyor, Güven ise “Üstelik anlık tereddütlere bile düşmediniz hiç” diye ekliyor. Ordan Minnet karışıyor lafa ve, “tek çocuk olduğunu bir gün bile hissettirmedi sana” diyor. Umut ise “yanında O olursa her şeyin üstesinden gelebilirsin, biliyorsun” diye devam ediyor. Sevgi… Sevgiyse en sakinleri aralarında. En kendinden eminleri. En sabırlıları. Biliyor gibi sanki, ressamın en sık kullandığı rengi olduğunu; onsuz bu kadar berraklık kazanamayacak olduğunu Beyaz’ın. Susuyor, her zamanki gibi. Dile dökmüyor kendisini. Içimi ısıtırken sessizce, ben teşekkür ediyorum Ona, bana hiçbir karşılık beklemeden sevebilmenin yüceliğini yaşattığı için.

            Ve sana tesekkür ediyorum Cansen, her şeyinle bana kalbini, ruhunu, Sen’i açtığın için. Bana bu kadar mükemmel duyguları tattırdığın için. Ailem olduğun, benimle hayatı paylaştığın için. Binlerce teşekkür sana, imrenilen, parmakla gösterilen, takdir edilen dostluğumuz için!




            Bu arada, az önce Sevgi sessizliğini bozdu… “Bugün söyle istersen, Onu ne kadar sevdiğini” dedi. “Merak etme” dedim ben de, “O benim anlatabileceğimden çok daha fazlasını biliyordur zaten”.