Kaybetmek


             Olum, ayrilik, hastalik, basarisizlik, caresizlik… Tek bir sozcuk ne anlamlar barindirabiliyor icinde. Devam etmeden bir dusunun… Siz ilk ne zaman tanistiniz bu sozcukle?

            Ben 2002 senesinde tanistim. Bir cok sefer gec kalinan, ertelenen bulusmaya o sefer hazirliksiz, erken yakalandim. Hayatimda en deger verdigim insani bir trafik kazasinda kaybettim. Uzun bir sure sanki bir butunmusum gibi hayatima devam etmeye calistim. Sanki hala tammisim, ben’den hic bir sey kaybetmemisim, hayat benden hicbir sey alamamis gibi. Ne buyuk bir kandirmacaymis Tanrim. Gidenle, alinanla, kaybedilenle vedalasmamak meger ne kadar buyuk bir hasarmis elde kalan Ben’e…

            Sevdigini kaybetmis bir kiz olarak anilmak istemiyorum demistim terapistime. Benim acim bana yetiyor da artiyordu bile, bir de ustune oyle bir siniflandirmaya sokulmak, boyle bir etiketi ustlenmek cok agir geliyordu. Insanlarin beni gercekte olan ben gibi gormesine engel olacak bir etiket istemiyordum. Istemiyordum gercegi saptiran bulanik bir resim… Kimsenin dilinin ucundaki bir tedbir olmak istemiyordum. “Peki gercek ne?” diye sormustu terapistim de bunun ustune, “Senin gercekte, bugun oldugun insan sevdigini kaybetmis bir insan degil mi?”. Gercek oydu tabii. Aciydi ama gercekti tam anlamiyla. Ve iste ben o gun tanistim kaybetmeyle.

            Peki sonra ne mi yaptim… Kendime farkli bir hikaye yazdim. Gercegi saptirmayan, yalnizca ustesinden gelebilmem icin yeni kelimelerle yazilmis, etiketlerden arindirilmis bir hikaye. Ben, bu dunyaya sevdigini kaybetmis bir insan olarak gelmemistim. Ben bunca sene yasadiklarim, hissettiklerim, dusunduklerim ile bir ben yaratmistim, yolun bir yerlerinde buyuk seyler kaybetmis, fakat tum harici etmenlerden yalitilmis bir ben’e, bir anlama sahiptim. Ben sevdigini kaybetmis bir kiz degildim. Ben Zeynep tim her seyden once ve Zeynep 2002 senesinde sevdigini kaybetmisti. Hic bir etiket, hic bir olay bu butunu alip goturemeyecekti. Cunku kertenkelenin kuyruguydu hayatin kaybettirdikleri, eskisi gibi olmasa bile yenilenecekti. Ben yaraliydim fakat iyilesecektim.

            Hislerle anlasma icinde olabilmek devam edebilmek icin atilabilinecek ilk adim. Bunu soylemekten hic yorulmayacagim. Mutluymus gibi davranmaktan cok, esasinda  “mutsuzum” diyebilmek meziyet bana kalirsa; kaybettiklerine ragmen benligini, anlamini koruyabilmek. Buyuk engeller yokmus gibi, olmamis gibi, gucluymus gibi davranmak… etiketlenme korkusu, kendini etiketleme. Seker hastasiyim, engelliyim, kanserim, iki cocuk anasiyim, yazarim, escinselim… Hergun kullandigimiz bu etiketler ne kadar dogru betimliyor gercekteki biz’i? Aslinda bu etiketler, bu sifatlar degil mi gercekteki biz’i gormesine engel olan insanlarin? Biz yalnizca meslekten, cinsel tercihlerimizden, hastaliklarimizdan mi ibaretiz? Masum degil bu kelimeler… Laf gelisi kullanilmaktan cikiyor bir muddet sonra, biz oluveriyorlar. Hucre kaybindan, organ kaybindan, belki de sosyal kabulden kayip olmaktan, yalnizca kaybettiklerimiz olmaktan cikiyor, biz oluveriyorlar. Farkli hikayeler yazmamiza engel olan, yenilenemeyen kuyruk oluyorlar. Halbuki kayip her ne ise kendimizden, biz’den ayirdigimiz anda onunla bir iliski kurabilme kivamina geliyoruz. Eger insan olan biz bu betimlemelerden once geliyorsak, o zaman butunlugumuzu, anlamimizi koruyabiliyoruz. O zaman “yok artik” diyebiliyor, ve kaldiginiz yerden devam edebiliyoruz. Iste esas o zaman mutluymus, gucluymus gibi davranmaya gereksim duymamaya basliyoruz.

            Bir oykuleme oyunuysa hayat, biz de yazarlariz. Betimlemeler, sifatlar, etiketler, hepsinin kontrolu bizim elimizde. Kendimizi nasil gormek istiyorsak oyle gorebilme, oyle hissedebilme luksune sahibiz. Vucudunuzdaki, hayatinizdaki, beyninizdeki kayiplari sahip olduklarinizla yenileyebilmek, artik olmayanlari degilde hep var olanlari, daha da var olacaklari konusabilmek… Ne buyuk meziyettir esasinda. Ve kaybetmek… Kaybedisi kabullenmek, ne guclu bir sifadir aslinda.



            Kaybetmek… Siz ilk ne zaman tanistiniz bu sozcukle? Ve ilk ne zaman kabullendiniz?